Maddeyi Bıraktıktan Sonra Ortaya Çıkan Boşluk Duygusu
Maddeyi bırakmak her zaman beklenildiği gibi rahatlatıcı bir süreç olmayabilir. Kullanım sonlandıktan sonra birçok kişi, dışarıdan görünmeyen bir boşluk hissiyl
Boşluk Ne Demektir Ne Değildir
Madde kullanımı sonlandığında çoğu kişi dışarıdan bakıldığında “iyi” görünür. Artık kullanmıyordur, krizler azalmıştır, çevre rahatlamıştır. Fakat tam da bu noktada, içeride bambaşka bir deneyim başlar. Danışanların sıkça tarif ettiği ama kolay kolay kelimeye dökemediği bir hâl: boşluk.
Bu boşluk, üzgün olmakla ya da keyifsizlikle tam olarak aynı değildir. Daha çok, yönsüzlük gibi hissedilir. Gün içinde ne yapılacağını bilmek ama neden yapıldığını hissedememek… Zamanın eskisi kadar dolu olmaması… Bazı anlarda “iyi ama anlamsız” duygusu. İşte madde bırakıldıktan sonra en zorlayıcı olabilen dönem genellikle burasıdır.
Madde Bu Boşluğu Daha Önce Nasıl Dolduruyordu
Madde, çoğu zaman sadece bir alışkanlık değildir; kişinin hayatında önemli bir psikolojik işlev görmüştür. Sakinleştirmiş, düşünceleri susturmuş, yalnızlığı örtmüş, duygularla arasına mesafe koymuştur. Madde gittiğinde, onun yerine neyin geleceği çoğu zaman belirsizdir. Beyin bir süredir alışık olduğu düzeni kaybeder; ödül sistemi sessizleşir, duygular daha çıplak hâlde hissedilmeye başlanır. Birçok kişi bu işlevi fark etmeden madde kullanır. Madde, kişinin hayatında eksik olan bir şeyi bilinçli olarak yerine koymaz, daha çok o eksikliğin hissedilmesini engeller. Kaygı bastırılır, yalnızlık ötelenir, öfke uyuşturulur. Bu nedenle kullanım sonlandığında sadece madde değil, onun sağladığı koruyucu mesafe de kaybolur. Ortaya çıkan boşluk, çoğu zaman yeni bir eksiklikten değil; daha önce hissedilmesine izin verilmeyen duyguların görünür hâle gelmesinden kaynaklanır.
Beyin ve Duygular Maddesizliğe Nasıl Tepki Verir
Literatürde bu dönem, “anhedoni” , “motivasyon düşüşü” , “boşluk duygusu” , “içsel yoksunluk” ya da “anlamsızlık hissi” olarak tanımlanır. Klinik açıdan bakıldığında bu durum, bir gerileme değil; aksine iyileşmenin doğal bir parçasıdır. Ancak kişi bunu böyle deneyimlemez. Çoğu zaman zihninde “Ben maddeyi bıraktım ama neden hâlâ iyi hissetmiyorum?” sorusu belirir.
Boşluk Neden Tekrar Kullanımı Tetikleyebilir
Bu soru tehlikelidir, çünkü boşluk duygusu tekrar kullanımı en sık tetikleyen durumlardan biridir. Kişi maddeyi özlediği için değil; bu boşluğa dayanmakta zorlandığı için geri dönebilir. Bu nedenle bağımlılık sürecinde asıl risk, maddeyi bırakmak değil; maddesiz hâle alışmaya çalışmaktır. Boşluk duygusu çoğu zaman belirsizlikle birlikte seyreder ve beyin bu belirsizliği tehdit olarak algılar. Alışıldık baş etme yolları ortadan kalktığında, zihin hızlı ve tanıdık bir çözüm arayışına girer. Madde bu noktada bir istekten çok, bilinen bir rahatlama yolu olarak hatırlanır. Bu nedenle tekrar kullanımı tetikleyen şey çoğu zaman keyif arayışı değil; bu belirsiz ve yönsüz hâlin bir an önce sona ermesini istemektir.
Boşluk Döneminde İyileşme Nasıl İlerler
Öncelikle bu duygunun “yanlış” ya da “iyileşme yok” göstergesi olmadığını bilmek önemlidir. Boşluk, beynin ve psikolojik yapının yeniden yapılanma sürecinin bir parçasıdır. Yıllardır maddenin üstlendiği işlevlerin bir anda başka bir şeyle dolması beklenemez. Bu süreç zaman ister.
İkinci olarak, bu dönemde kişi kendinden mucizevi bir iyilik hâli beklediğinde hayal kırıklığı artar. Amaç hemen iyi hissetmek değil; bu boşluğa zarar vermeden dayanabilmeyi öğrenmektir. Klinik çalışmalarda, bu dönemde duygularla temas edebilmenin ve anlam arayışını aceleye getirmemenin iyileşmeyi desteklediği gösterilmiştir.
Psikoterapi burada önemli bir alan açar. Çünkü terapide odak, yalnızca “kullanmamak” değil; maddenin yerine neyin konulacağıdır. Kimlik, ilişki, sınırlar, duygular ve ihtiyaçlar bu dönemde yeniden ele alınır. Boşluk çoğu zaman bir eksiklikten çok, henüz doldurulmamış bir alan olarak çalışılır.
Gündelik hayatta ise küçük ama düzenli temaslar önemlidir. Büyük hedefler koymak yerine, gün içinde anlam hissi yaratabilecek küçük rutinler; bedensel farkındalık, sosyal temas ve hatta bazen sadece sıkıldığını kabul etmek… Bunların hiçbiri hızlı çözümler değildir, ama boşluğu yavaş yavaş katlanılabilir hâle getirir.
Klinik açıdan bakıldığında maddeyi bırakmak bir son değil, psikolojik yeniden yapılanma sürecidir. Bu dönem, duyguların daha doğrudan hissedildiği, savunmaların zayıfladığı ve boşluk duygusunun belirginleştiği bir evredir. Boşluk rahatsız edicidir; ancak iyileşme çoğu zaman bu alanın hızla doldurulmasından değil, kişinin bu alana anlam verebilme kapasitesinin gelişmesinden geçer.
Kaynakça:
Yeşilay Yayınları (2019). Bağımlılık Psikolojisi ve Tedavi Süreçleri.
Işık, E. (2018). Ruh Sağlığı ve Boşluk Duygusu. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Köroğlu, E. (2015). Klinik Psikiyatri. Ankara: HYB Yayıncılık.
Koob, G. F., & Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction. The Lancet Psychiatry.
Marlatt, G. A., & Donovan, D. M. (2005). Relapse Prevention. Guilford Press.
American Psychiatric Association (2022). DSM-5-TR.