Psikolojik Dayanıklılık
Bu yazıda psikolojik dayanıklılık tanımlanacak ve bu özelliğin doğuştan mı yoksa sonradan öğrenilerek mi geliştiği konusu ele alınacaktır.
Psikolojik Dayanıklılık Nedir
Psikolojik dayanıklılık nedir?
Ann Masten (2001), psikolojik dayanıklılığı önemli tehditler altında olumlu uyum gösterme süreci olarak tanımlamaktadır. Dayanıklılık için 2 şart vardır:
- Ortada gerçek bir risk veya stresör olmalı.
Bu risk; travma, kayıp, kronik stres, yoksulluk, hastalık ya da ciddi yaşam geçişleri (boşanma, göç, iş kaybı gibi) olabilir. Ortada gerçek bir zorluk yoksa dayanıklılıktan söz edilemez.
- Bu zorluğa rağmen hayata devam edebilme becerisi olmalı.
Dayanıklılık, zorlayıcı olaylardan hiç etkilenmemek değil; sarsılmak, zorlanmak hatta zaman zaman dağılmak ama ardından yeniden toparlanabilmek ve hayatın akışına yeniden uyum sağlayabilmektir. Bu uyum literatürde iki farklı biçimde ele alınır:
1. Geri sıçrama (bounce back)
2. İleri sıçrama (bounce forward)
Geri Sıçrama Nedir
Geri sıçrama, psikolojik dayanıklılığın en temel ve "onarıcı" aşamasıdır. Yaşanan zorlayıcı durum veya kriz anı sonrasında kişinin eski işlevselleğine dönebilmesidir.Kişi olaydan etkilense de zamanla dengeyi bulur, hayatın akışına devam eder. Kişi, koruyucu faktörler aracılığıyla duygusal ve sosyal rollerini yeniden stabilize ederek mevcut uyum kapasitesini başarıyla korur. Amaç, hasar görmüş sistemi onarıp, kişinin önceki denge noktasına ulaşmasını sağlamaktır.
İleri Sıçrama Nedir
Bireyin yaşadığı zorluğu yalnızca atlatmakla kalmayıp, bu deneyimden yeni anlamlar, beceriler ve içgörüler geliştirerek daha farklı ve çoğu zaman olduğundan daha güçlü bir psikolojik işlevsellik konumuna erişmesidir. Bu süreçte, yaşanan travmatik deneyim birey için yalnızca bir yıkım değil, aynı zamanda köklü bir büyüme hikayesine dönüşmüştür. Psikoloji literatüründe bu fenomen"Travma Sonrası Büyüme" olarak adlandırılmıştır.
Dayanıklılık doğuştan mı gelir, sonradan mı öğrenilir
Dayanıklılık, genetik faktörler ile çevresel faktörlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar. Ann Masten’ın “sıradan mucize (ordinary magic)” olarak adlandırdığı bu süreç; olağanüstü bireysel güçlerden çok, gündelik ama güçlü koruyucu faktörlere dayanır. Bu koruyucu faktörlerin başında ise sosyal bağların güçlendirilmesidir. Dayanıklılık sanıldığı gibi 'her şeyi tek başına göğüslemek' değil, gerektiğinde bir ele tutunabilme becerisidir. Buna ek olarak Emmy Werner yaptığı boylamsal çalışmasında psikolojik dayanıklılığın yalnızca bireysel bir kapasite olmadığını, aynı zamanda ilişkisel bir süreç olduğunu kanıtlamıştır. Werner, dayanıklılığı besleyen en temel koruyucu faktörü; bireyin hayatındaki 'anlamlı öteki' ile kurduğu güvenli ve süreklilik gösteren ilişki olarak tanımlar. İster ebeveyn ister bir dış figür olsun, bu ilişki, kişinin duygusal regülasyon becerilerini geliştirerek sarsıcı olaylar karşısında ayakta kalmasını sağlar.
Psikolojik dayanıklılığı arttırmak için günlük hayatımızda ne yapabiliriz
1. Duyguları fark etmek ve yönetmek
Duygularımızı fark etmek ve adlandırmak, duygusal regülasyon becerimizi güçlendirir; özellikle zor durumlarda duygularımızla temas kurmak ise onları anlamamıza, düzenlememize ve yönetmemize yardımcı olur.
2. Pozitif sosyal bağları güçlendirmek
Aile, arkadaş veya mentor gibi anlamlı kişilerle güvenli ilişkiler kurun ve sürdürün. Zor anlarda onların desteğini almaktan çekinmeyin.
3. Kendine şefkat geliştirmek
Zorlandığınız anları ve durumları yargılamadan kabul etmek öz-şefkatiniz artmasına neden olur.
Kaynakça:
Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic Growth: Conceptual Foundations and Empirical Evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1-18.
Werner, E. E. (1993). Risk, resilience, and recovery: Perspectives from the Kauai Longitudinal Study. Development and Psychopathology, 5(4), 503-515.