Bağımlılık, Riskli Dönemleri ve Tedavisi

Bağımlılık, Riskli Dönemleri ve Tedavisi

Bağımlılık, beyinde değişikliklere neden olan kronik bir hastalıktır. Genetik, çevresel ve kişisel faktörlerin etkisiyle gelişir. Erken müdahale ve kapsamlı tedavi yaklaşımları ile başarılı şekilde yönetilebilir.

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık, bir maddenin ruhsal, fiziksel ya da sosyal sorunlara yol açmasına rağmen alımına devam edilmesi, bırakma isteğine karşılık bırakılamaması ve maddeyi alma isteğinin durdurulamaması durumudur. Bu durum, tekrarlayan bir beyin hastalığı olarak tanımlanır ve kişinin işlevselliğini ciddi şekilde kısıtlar.

Bağımlılığın tanımında, ihtiyaç duyulan maddeyi aramak ve bu maddeyi alabilmek için kişinin kendisini zorlaması söz konusudur. Madde alımının sınırlandırılmasında ise otokontrolün kaybedilmesi ve maddeye ulaşımın olmaması durumunda yoksunluk belirtilerini yansıtan olumsuz bir duygusal durumun ortaya çıkması karakteristiktir.

Bağımlılık geliştikten sonra hayat süresi boyunca devam edebilen, kronik (belirli periyotlarda nükse edebilen) ancak tedavisi olan bir beyin hastalığıdır. Bu nedenle erken tanı ve müdahale büyük önem taşır.

Bağımlılıkta Riskli Dönemler

Bağımlılıkta riskli dönemler olarak adlandırılan geçiş dönemleri özellikle dikkat edilmesi gereken zamanlardır:

İlköğretimden ortaöğretime geçiş: Yeni sosyal çevre ve artan özerklik risk oluşturur.

Ergenlik dönemi: En riskli dönemlerden biridir. Beyin gelişimi devam ettiği için madde kullanımı kalıcı hasarlara yol açabilir.

Aile içi huzursuzluk ve parçalanma: İstikrarsız aile ortamları gençleri madde kullanımına itebilir.

Aile kriz dönemleri: Ebeveyn ayrılığı veya kaybı, aile fertlerinden birinin ciddi sağlık sorunu yaşaması gibi durumlar tetikleyici olabilir.

Travma sonrası dönemler: Fiziksel, duygusal veya cinsel istismar sonrası dönemler özel dikkat gerektirir.

Bağımlılık Çeşitleri

Madde Bağımlılıkları (10 kategori):

1. Alkol - 2. Kafein - 3. Kenevir (esrar) - 4. Halüsinojenler (LSD, meskalin vb.) - 5. Uçucular (tiner, benzin vb.) - 6. Opiyatlar (morfin, eroin, kodein vb.) - 7. Uyutucu ve kaygı gidericiler (diazepam vb.) - 8. Uyarıcılar (amfetamin, ekstazi, kokain vb.) - 9. Tütün - 10. Bilinmeyen maddeler

Davranışsal Bağımlılıklar:

• İnternet Bağımlılığı - • Kumar Bağımlılığı - • Alışveriş Bağımlılığı - • Seks Bağımlılığı - • İlişki Bağımlılığı - • Yeme Bağımlılığı

Davranışsal bağımlılıklar da beynin ödül sistemini madde bağımlılıklarına benzer şekilde etkiler ve ciddi işlevsellik kaybına yol açabilir.

Bağımlılığın Nörobiyolojik Temelleri ve Risk Faktörleri

Ödül Sisteminin Değişimi: Bağımlılık yapan maddeler, beynin doğal ödül sistemini ele geçirir. Dopamin salınımı normal aktivitelerden çok daha yüksek seviyelere çıkar ve doğal ödül kaynaklarına (yemek, sosyal etkileşim, hobi) karşı duyarsızlaşma yaşanır. Bu durum kişiyi maddeye bağımlı hale getirir.

Nöral Plastisite Değişiklikleri: Kronik madde kullanımı, prefrontal korteks, limbik sistem ve bazal ganglia arasındaki bağlantılarda kalıcı değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler karar verme, dürtü kontrolü ve motivasyon sistemlerini bozar. Ancak tedavi ile bu değişiklikler kısmen geri döndürülebilir.

Tolerans ve Bağımlılık Mekanizması: Tekrarlayan madde kullanımı reseptör duyarlılığını azaltır, daha fazla maddeye ihtiyaç duyulur. Yoksunluk sendromu, beynin homeostazisini yeniden kurmaya çalışmasının sonucudur ve son derece rahatsız edici olabilir.

Genetik Yatkınlık: Bağımlılığın %40-60'ı genetik faktörlerle açıklanır. Ancak genetik risk taşımak kesinlikle bağımlı olacağınız anlamına gelmez. Çevresel faktörler de kritik öneme sahiptir.

Bireysel Risk Faktörleri: Erken yaşta madde kullanımına başlama, antisosyal kişilik bozukluğu, dürtüsellik, düşük öz kontrol, depresyon ve anksiyete bozuklukları bağımlılık riskini artırır. Bu faktörlerin farkında olmak korunmada önemlidir.

Çevresel Risk Faktörleri: Aile içi madde kullanımı, ebeveyn ihmal ve istismarı, akran baskısı, sosyoekonomik dezavantaj, maddelere kolay erişim önemli çevresel risk faktörleridir. Sağlıklı çevre yaratmak koruyucudur.

Koruyucu Faktörler: Güçlü aile bağları, akademik başarı, sosyal beceriler, sağlıklı akran ilişkileri, din ve maneviyat, toplumsal katılım bağımlılıktan koruyucu etkiler gösterir. Bu faktörleri güçlendirmek önemlidir.

Bağımlılık Süreci ve Değişim Aşamaları

Deneyimleme Aşaması: İlk madde kullanımı genellikle merak, akran baskısı veya stresle başa çıkma amacıyla gerçekleşir. Bu aşamada kullanım sıklığı düşüktür ancak risk başlamıştır.

Düzenli Kullanım: Madde kullanımı belirli durumlarda (stres, sosyal ortamlar) düzenli hale gelir. Tolerans gelişmeye başlar ve kullanım miktarı artar. Bu aşamada müdahale hala etkilidir.

Riskli Kullanım: Madde kullanımı tehlikeli durumları (araç kullanma, çalışma) kapsayacak şekilde genişler. Sosyal ve mesleki sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Profesyonel yardım gereklidir.

Bağımlılık: Kontrol kaybı, yoksunluk belirtileri, tolerans ve sürekli kullanma isteği belirginleşir. Yaşamın tüm alanları madde kullanımından etkilenir. Acil tedavi gerekir.

Değişim Aşamaları Modeli: Prochaska ve DiClemente'nin modelinde kişi değişim süreci boyunca ön düşünce, düşünce, hazırlık, eylem, sürdürme ve bazen nüksetme aşamalarından geçer. Her aşama farklı müdahaleler gerektirir.

Motivasyonel Görüşme: Empati gösterme, çelişkileri geliştirme, dirençle yuvarlanma ve öz yeterliği destekleme motivasyonel görüşmenin temel ilkeleridir. Bu yaklaşım, kişiyi değişim için motive etmede son derece etkilidir.

Ambivalans Çözme: Bağımlılık yapan davranışı sürdürme ve değiştirme arasındaki ikilemi çözmek tedavinin ana hedefidir. Kişi kendi değişim nedenlerini bulmalıdır.

Tedavi Yaklaşımları ve Detoksifikasyon

Detoksifikasyon Süreci: Vücudun maddeden arındırılması sürecidir. Mutlaka tıbbi gözetim altında, güvenli ve rahat bir şekilde yürütülmelidir. Yoksunluk belirtilerinin yönetimi kritiktir ve bazen hayati tehlike oluşturabilir.

Alkol Yoksunluğu: Titreme, terleme, halüsinasyonlar, nöbetler ve delirium tremens gibi potansiyel olarak hayati tehlike oluşturan belirtiler görülebilir. Medikal acil müdahale gerektirebilir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Madde kullanımını tetikleyen düşünce kalıplarını ve davranışları belirleme, alternatif başa çıkma stratejileri geliştirme ve relaps önleme becerilerini öğretme odaklıdır. Kanıta dayalı en etkili yöntemlerden biridir.

Motivasyonel Görüşme: Kişinin kendi değişim motivasyonunu artıran, yargılamayan ve destekleyici bir yaklaşımdır. Özellikle tedaviye başlamada dirençli kişilerde etkilidir.

12 Adım Programları: Alkol Anonim (AA) ve Narcotics Anonymous (NA) gibi akran destek grupları, maneviyat odaklı iyileşme modeli sunar. Sosyal destek sağlaması açısından değerlidir.

Aile Terapisi: Bağımlılığın aile sistemi üzerindeki etkilerini ele alır ve aile üyelerinin iyileşme sürecine katılımını sağlar. Özellikle gençlerde kritik önem taşır.

Farmakolojik Tedavi: Metadon, buprenorfin gibi yerine koyma tedavileri, naltreksone gibi antagonist tedaviler ve komorbid bozuklukların (depresyon, anksiyete) tedavisi bağımlılık tedavisini destekler.

Bağımlılık tedavisi, tıbbi yaklaşımda klinisyenlerin tüm hastaları alkol ve madde kullanım bozukluğu taraması yapmasını gerektirir. Erken tanı tedaviyi kolaylaştırdığından büyük önem taşır. Her kişiye özel, bireyselleştirilmiş tedavi programları uygulanır.

Relaps Önleme ve Özel Popülasyonlar

Relaps Risk Faktörleri: Yüksek riskli durumlar (stres, olumsuz duygular, sosyal baskı), yetersiz başa çıkma becerileri, düşük öz yeterlik algısı nüksetme riskini artırır. Bu faktörleri tanımak ve önlem almak önemlidir.

Tetikleyici Yönetimi: Madde kullanımını tetikleyen kişi, yer, durum ve duyguları tanımak ve bunlarla başa çıkma stratejileri geliştirmek kritiktir. Tetikleyicilerden kaçınma ilk dönemde önemlidir.

HALT Modeli: Açlık (Hungry), Öfke (Angry), Yalnızlık (Lonely), Yorgunluk (Tired) durumlarında relaps riski artar. Bu durumların fark edilmesi ve yönetilmesi gerekir.

Mindfulness ve Farkındalık: Mindfulness temelli relaps önleme programları, istek durumlarıyla başa çıkmada etkili teknikler sunar. Kişi isteği gözlemler ancak ona göre hareket etmez.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, uyku hijyeni, sosyal destek sistemleri uzun dönem iyileşmeyi destekler. Bütüncül yaklaşım gerekir.

Ergenlerde Bağımlılık: Gelişmekte olan beyin özellikle hassastır. Aile katılımı, okul işbirliği ve gelişimsel uygun müdahaleler gereklidir. Erken müdahale kritik önem taşır.

Kadınlarda Bağımlılık: Kadınlar bağımlılığa daha hızlı ilerler, farklı madde kullanım nedenleri vardır (ağrı, depresyon, travma). Cinsiyet-spesifik yaklaşımlar ve kadın dostu tedavi ortamları gereklidir.

Çifte Tanı: Ruhsal hastalık ve madde kullanım bozukluğunun birlikteliği entegre tedavi yaklaşımı gerektirir. Her iki durumun eş zamanlı tedavisi optimal sonuçlar verir.

Sonuç: Bağımlılık kompleks, çok faktörlü ve kronik bir hastalıktır. Ancak tedavi edilebilir bir durumdur. Başarılı tedavi bireyselleştirilmiş, kanıta dayalı, kapsamlı ve uzun dönemli yaklaşım gerektirir. Profesyonel destek almak, umut ve iyileşme her zaman mümkündür. Stigmayı azaltmak ve yardım aramayı kolaylaştırmak toplumsal sorumluluğumuzdur.

Kaynakça:

Koob, G. F., ve Volkow, N. D. (2010). Neurocircuitry of addiction. Neuropsychopharmacology Reviews, 35(1), 217-238.

İlhan, İ., Demirbaş, H., ve Doğan, Y. B. (2002). Remisyonda olan alkol bağımlılarının sosyodemografik özellikleri ve bağımlılık süreci üzerine tanımlayıcı bir çalışma. Bağımlılık Dergisi, 3(3), 155-159.

Ögel, K. (2018). Bağımlılık ve Tedavisi Temel Kitabı (2. Baskı). İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık.

Miller, W. R., & Rollnick, S. (2012). Motivational interviewing: Helping people change. Guilford press.

A.P.A. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-5) (5th ed.). Arlington, VA: American Psychiatric Publishing.
Etiketler
bağımlılık tedavisimadde kullanım bozukluğubağımlılık psikolojisidavranışsal bağımlılıkyoksunluk sendromu
Online Terapi

Bu konu ile ilgili uzman terapistlerimizle hemen görüşebilirsiniz.

Terapistinle Tanış