İnsan İlişkilerinde Doğru İletişim ve Anlaşılma İhtiyacı
İlişkilerde asıl sorun konuşmamak değil, duyulamamaktır. Bu yazı, doğru iletişimin empati, güven ve anlaşılma ihtiyacıyla ilişkisini ele alır.
Birbirimizi Duyamıyoruz
“İnsan, anlaşıldığı kadar var olur.”
— Carl Rogers
Hiç dikkat ettin mi, birine derdini anlatırken aslında neyi bekliyorsun?
Bir çözüm mü, bir fikir mi, yoksa sadece “evet, seni anlıyorum” diyen bir ses mi?
Bazen bir kelimeyle yıkılıyoruz, bazen tek bir bakışla onarılıyoruz.
Çünkü insan, sözcüklerle değil, anlaşılma hissiyle yaşar.
İlişkilerimizde doğru iletişim kuramadığımızda, birbirimize sesleniriz ama sesimiz yankılanır; bir duvara çarpar ve geri döner.
Ve zamanla, “beni kimse anlamıyor” cümlesi, içimizde yer eder — bir yalnızlık biçimi haline gelir.
Konuşmak Değil, Bağ Kurmak
İletişim yalnızca konuşmak değildir; bağ kurmak, duygusal bir alışveriştir.
Kimi insan çok konuşur ama hiç anlatmaz; kimi sessizdir ama bir cümlesiyle kalbinin kapısını aralar.
Çünkü iletişimin özü kelimelerde değil, niyette saklıdır.
Psikolog Carl Rogers, terapötik iletişimin üç temel koşulundan bahseder: empati, koşulsuz kabul ve içtenlik.
Bir insan bu üçüyle dinlendiğinde, değişim kendiliğinden başlar.
Ama günümüzde çoğu iletişim yüzeyde kalıyor.
Sosyal medyada paylaşımlar, sohbetlerde aceleyle söylenen cümleler, dinlenmeden verilen tepkiler…
Aslında konuşuyoruz, ama temas etmiyoruz.
Dinlemeyi Unuttuk
Birçok kişi konuşurken dinlemez; karşısındakini “anlamak” yerine “cevap hazırlamak”la meşguldür.
Daniel Goleman, Sosyal Zekâ kitabında şöyle der:
“Gerçek dinleme, karşıdakinin iç dünyasına bir yolculuktur.
Oraya yalnızca merak ve saygıyla gidilebilir.”
Fakat çoğumuz karşımızdakini duymayı değil, kendimizi duyurmayı öğreniyoruz.
Bu yüzden iletişim, çoğu ilişkide bir “haklı çıkma yarışına” dönüşüyor.
Bir taraf konuşurken, diğeri savunma yapıyor.
Bir taraf anlatmak istiyor, diğeri kendini temize çıkarmaya çalışıyor.
Sonra iki taraf da susuyor — ama sessizlik, artık huzurun değil, kırgınlığın sesi oluyor.
Duyguların Dili: Sözcüklerin Altındaki Anlam
Her insanın görünmeyen bir dili vardır:
Kimisi “sorun yok” der ama aslında yorgundur.
Kimisi “önemli değil” der ama içten içe kırılmıştır.
Bu nedenle doğru iletişim, söylenenin ötesini duyabilmektir.
Çünkü çoğu zaman insanlar kelimelerle değil, sessizlikleriyle konuşur.
Birini anlamak, onun kelimelerine değil, duygularına kulak vermektir.
Psikoterapist Virginia Satir’in şu sözü bunu çok iyi anlatır:
“İletişim, buzdağı gibidir; kelimeler yalnızca görünen kısmıdır.”
“Gerçek anlam, görünmeyen o derinliktedir.”
Empati: Karşıdakine Dokunmadan Onu Hissetmek
Empati, karşıdakinin acısını üzerine almak değildir.
Empati, o acının yanına oturmak, sessizce orada bulunmaktır.
Çünkü bazen birini iyileştiren şey, söylenenler değil, yanında kalma biçimimizdir.
Ama empati çoğu zaman yanlış anlaşılıyor.
Bazıları, “onun yerinde olsam” diyerek kendini unutur; bazıları “ben de böyleyim” diyerek karşındakini susturur.
Oysa empati, ne kendini yok saymaktır ne de karşısındakini yargılamaktır.
Empati, yalnızca şunu diyebilmektir:
“Ben senin yerinde değilim ama hissettiğini hissediyorum.”
Ve belki de en büyük yakınlık, o anda doğar.
Kendimizi Savunurken Bağımızı Kaybediyoruz
Bir tartışma anını düşün.
Karşındaki “böyle yapman beni üzdü” dediğinde, çoğu zaman ilk tepkimiz “ama ben öyle demek istemedim” olur.
Savunmaya geçtiğimiz anda, iletişim bağını koparırız.
Çünkü karşımızdaki artık duygusunu anlatamıyordur; biz ise onu anlamaya değil, kendimizi aklamaya odaklanmışızdır.
Gerçek iletişim, haklı çıkmaktan değil, bağ kurmaktan geçer.
Psikoterapist Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim modelinde söylediği gibi:
“İletişim, karşındakinin ne söylediğini değil, neye ihtiyaç duyduğunu duymaktır.”
Birini anlamak, onun doğru olup olmadığını tartmak değil; o anda neye ihtiyaç duyduğunu fark etmektir.
Bazen o ihtiyaç yalnızca “duyulmak”tır.
Suskunluk da Bir Cevaptır
Birçok ilişki sessizlikle biter — tartışmayla değil.
Çünkü iletişimsizlik, zamanla sevgiden daha güçlü bir duvar örer.
Söylenmeyen cümleler birikir, küçük yanlış anlamalar büyür,
ve sonunda “keşke biraz daha konuşabilseydik” cümlesi kalır geriye.
Oysa iletişim, kriz anında değil, her günkü küçük diyaloglarda inşa edilir.
Bir “nasılsın?” sorusu, eğer içten sorulmuşsa, bir bağın başlangıcı olabilir.
Bir “haklısın” cümlesi, bir ilişkide kırgınlığı çözebilir.
Ama en önemlisi, bazen bir “özür dilerim” demek,
kırgın bir kalbin yeniden güvenmeyi seçmesini sağlar.
Duygusal Güven: İletişimin Sessiz Temeli
Doğru iletişimin kalbinde güven vardır.
İnsan, ancak kendini güvende hissettiği ilişkide açık olabilir.
Birçok kişi suskun değildir; yalnızca artık dinlenmeyeceğini ve anlaşılmayacağını düşünüyordur.
Bu nedenle ilişkilerde en değerli cümle bazen şudur:
“Ne söylersen söyle, seni yargılamayacağım.”
Çünkü iletişim, sadece kelimeleri değil,
karşındakine verdiğin güveni de taşır ve bu güven bağı ilişkileri ayakta tutar güçlü ve kalıcı bir biçimde.
Kırılmadan Konuşmak, Kırmadan Dinlemek
İlişkilerde en zor şey, duygularımızı savunma duvarı kurmadan ifade edebilmektir.
Çünkü çoğumuz, çocukluktan itibaren duygularını bastırarak büyürüz.
“Sus, büyütme”, “güçlü ol”, “ağlama” gibi kalıplar,
duyguların zayıflık olduğuna dair bilinçdışı bir inanç yerleştirir.
Oysa duygular bastırıldığında, sağlıklı iletişim mümkün değildir.
İyi iletişim, cesaret ister.
Kırılmaktan korkmadan duygunu anlatmak,
ve karşındakini kırmadan dinlemek…
İşte bu, olgun bir ilişkinin sessiz sanatıdır.
Bir İlişkiyi Kurtaran Cümleler
“Seni suçlamak için değil, kendimi anlatmak için konuşuyorum.”
- “Seni dinlemeye hazırım, sadece neye ihtiyacın olduğunu söyle.”
- “Haklı olmasam da seni anlıyorum.”
- “Bunu konuşmamız zor ama susarsak daha çok uzaklaşacağız.”
Bu cümleler basit görünür ama çoğu zaman bir ilişkiyi kurtarır.
Çünkü insan, sevgisiz yaşar ama anlaşılmadan yaşayamaz; duyulmaya ihtiyaç duyar her zaman en derinden.
Sonuç: Duymak Yetmez, Kalpten Dinlemek Gerekir
“İletişim kurmanın en güzel yolu, kelimelerle değil, kalple dinlemektir.”
— Thich Nhat Hanh
İnsan ilişkilerinde doğru iletişim, bir beceriden çok bir vicdan hâlidir.
Karşındakini duymak için değil, hissetmek için dinlemektir.
Birini anlamak için onu değiştirmeye değil, olduğu hâliyle kabul etmeye niyet etmektir.
Ve bazen, hiçbir söz söylemeden, sessizce yanında durmaktır.
İletişim, birbirimizi ikna etmek değil; birbirimize dokunabilmektir.
Çünkü sevgi, anlaşılmadığında solar;
ama anlaşıldığında, en derin yaraları bile iyileştirir.
Belki de bu yüzden,
doğru iletişim öğrenilmez, hatırlanır.
Çünkü hepimiz, bir zamanlar gerçekten dinlendiğimiz bir anın sıcaklığını hâlâ hatırlıyoruz.
Ve o an, bize insan olmanın en sade gerçeğini fısıldar:
“Kalbinle dinlersen, duymadığın çok şeyi hissedersin.”
Kaynakça:
• Hanh, T. N. (2013). The Art of Communicating.
• Neff, K. (2011). Self-Compassion: The Proven Power of Being Kind to Yourself.
• Rogers, C. R. (1951). Client-Centered Therapy.
• Rosenberg, M. (2003). Nonviolent Communication: A Language of Life.
• Satir, V. (1988). The New Peoplemaking.