Kaygı Bozukluğu Nedir? Belirtileri, Türleri ve Tedavi Yöntemleri
Kaygı bozukluğu nedir, belirtileri nelerdir? Yaygın anksiyete bozukluğu, panik atak ve kaygı tedavisi hakkında uzman psikolog rehberliğinde kapsamlı bilgi edinin.
Kaygı Bozukluğu Nedir?
Kaygı bozukluğu, aşırı endişe, korku ve fiziksel gerginlik belirtilerinin günlük yaşamı ciddi şekilde etkilediği ruhsal bir rahatsızlıktır. Normal kaygıdan farklı olarak, kaygı bozukluğunda endişeler kontrolsüz, orantısız ve süreklidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde 300 milyondan fazla insan bir anksiyete bozukluğundan etkilenmektedir. Bu hastalık grubu en yaygın ruhsal bozukluklar arasında yer alır ve kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülür.
Kaygı bozuklukları, beyin kimyasındaki dengesizlikler, genetik yatkınlık, travmatik yaşantılar ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkar. Genellikle çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ancak herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. İyi haber şu ki, kaygı bozuklukları oldukça tedavi edilebilir durumlardır ve modern psikoterapi yöntemleri ile ilaç tedavileri hastaların büyük çoğunluğunda belirgin iyileşme sağlamaktadır.
Kaygı Bozukluğu Belirtileri
Psikolojik belirtiler arasında sürekli endişe, gerginlik, huzursuzluk, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik ve tehlike önsezisi yer alır. Zihinsel olarak sürekli en kötü senaryoları düşünür, felaketleştirme yapar ve kontrol kaybı korkusu yaşarsınız. Fiziksel belirtiler oldukça belirgindir: kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, terleme, titreme, baş dönmesi, mide bulantısı, kas gerginliği ve yorgunluk. Birçok kişi bu belirtiler nedeniyle ilk önce acil servise başvurur.
Davranışsal belirtiler ise kaçınma davranışları, güvence arama, aşırı hazırlık yapma ve ertelemeleri içerir. Bilişsel belirtiler arasında ruminasyon, karar verme zorluğu ve dikkat dağınıklığı vardır. Bu belirtiler en az altı ay sürekli devam ettiğinde ve günlük işlevselliği bozduğunda kaygı bozukluğu tanısı konulur.
Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB)
Yaygın anksiyete bozukluğu, kaygı bozuklukları içinde en yaygın olanıdır ve kronik, aşırı endişe ile karakterizedir. Günlük yaşamın sıradan konuları (iş, sağlık, aile, finans, gelecek) hakkında kontrolsüz endişe yaşarsınız. Bu endişeler gerçekçi tehditlerle orantısız ve günün çoğunda mevcuttur. YAB tanısı için endişelerin en az altı ay boyunca devam etmesi ve şu belirtilerden en az üçünün bulunması gerekir: huzursuzluk, kolay yorulma, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, kas gerginliği ve uyku bozukluğu.
YAB olan kişiler genellikle endişelerinin mantıksız olduğunu bilir ancak durduramaz. Depresyon, diğer kaygı bozuklukları ve madde kullanımı sık eşlik eden durumlardır. Kadınlarda erkeklere göre iki kat daha yaygındır ve genellikle 30'lu yaşlarda teşhis edilir. Tedavi edilmezse kronik bir seyir izler.
Panik Bozukluğu ve Panik Atak
Panik bozukluğu, beklenmedik ve tekrarlayan panik ataklar ve bu ataklardan korkma ile karakterizedir. Panik atak, ani ve yoğun korku hissinin dakikalar içinde zirveye ulaşmasıdır. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, ölüm korkusu ve kontrolü kaybetme korkusu yaşanır. Genellikle 10-20 dakika sürer.
İlk panik atak sonrası, kişi bir daha atak yaşama korkusuyla yaşamaya başlar. Bu beklenti anksiyetesi hayatı felç edebilir. Panik bozukluğu sıklıkla agorafobi (kaçışın zor olacağı yerlerden korkma) ile birlikte görülür. Bilişsel Davranışçı Terapi ve ilaç tedavisi oldukça etkilidir. Maruz bırakma terapisi, korkuları aşamada aşama yenmenize yardımcı olur.
Sosyal Anksiyete Bozukluğu: Sosyal Durumlarda Aşırı Korku
Sosyal anksiyete bozukluğu, sosyal durumlarda aşırı korku ve kaçınma ile karakterizedir. Başkalarının önünde performans göstermek, tanımadığınız insanlarla konuşmak, toplantılara katılmak veya eleştirilme korkusu yaşarsınız. Yargılanacağınız, utandırılacağınız veya reddedileceğiniz korkusu hakimdir. Fiziksel belirtiler de belirgindir: yüzde kızarma, terleme, titreme, mide bulantısı.
Sosyal anksiyete basit utangaçlıktan çok daha ağırdır ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkiler. Genellikle ergenlik döneminde başlar ve tedavi edilmezse yetişkinlikte devam eder. Bilişsel Davranışçı Terapi, özellikle grup terapisi formatında çok etkilidir. Maruz bırakma egzersizleri, sosyal becerilerin geliştirilmesi ve bilişsel yeniden yapılandırma temel tedavi bileşenleridir.
Spesifik Fobiler ve Diğer Kaygı Bozuklukları
Spesifik fobiler, belirli nesneler veya durumlara karşı aşırı ve mantıksız korkudur. Örümcekler, yükseklik, uçmak, kan, iğne, kapalı alanlar yaygın fobi konularıdır. OKB, istenmeyen tekrarlayan düşünceler ve bu düşüncelerin yarattığı anksiyeteyi azaltmak için yapılan tekrarlayan davranışlar ile karakterizedir. Kirlenme korkusu, kontrol etme, düzen obsesyonları yaygındır.
TSSB, travmatik bir olay sonrası gelişir. Flashback'ler, kabuşlar, kaçınma davranışları ve aşırı tetikte olma yaşanır. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu, yakın kişilerden ayrılma korkusuyla karakterizedir ve çocuklarda yaygındır ancak yetişkinlerde de görülebilir. Her kaygı bozukluğu özgün tedavi yaklaşımları gerektirir.
Kaygı Bozukluğu Nedenleri
Genetik yatkınlık önemli rol oynar; birinci derece akrabalarında kaygı bozukluğu olan kişilerde risk 4-6 kat daha yüksektir. Nörobiyolojik faktörler, serotonin, GABA ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzensizliğini içerir. Amigdala (korku merkezi) ve prefrontal korteks arasındaki iletişim bozuklukları da rol oynar.
Çevresel stresörler, travmatik yaşam olayları, kronik stres, istismar ve önemli kayıplar kaygı bozukluğu riskini artırır. Kişilik özellikleri (nörotisizm yüksekliği, davranışsal inhibisyon) ve öğrenilmiş davranışlar (çocuklukta aşırı koruyucu tutumlar) de etkili faktörlerdir.
Kaygı Bozukluğu Tedavisi: Psikoterapi Yaklaşımları
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), kaygı bozuklukları için en etkili tedavi yöntemidir. Kaygıyı tetikleyen olumsuz düşünce kalıplarını belirleme, sorgulama ve değiştirme üzerine odaklanır. Maruz bırakma terapisi, korktuğunuz durumlarla güvenli bir ortamda kademeli olarak yüzleşmeyi içerir. Başlangıçta anksiyete artar ancak zamanla alışma oluşur ve korku azalır.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), kaygıyı kabul etmeyi ve değerlerinize uygun yaşamayı öğretir. Mindfulness temelli müdahaleler, şimdiki ana odaklanmayı geliştirir. Terapi genellikle 12-16 hafta sürer ve ev ödevleri içerir. Düzenli pratik ve terapiste güven, başarının anahtarıdır.
Kaygı Bozukluğu İlaç Tedavisi: Antidepresanlar ve Anksiyolitikler
SSRI'lar (essitalopram, sertralin, fluoksetin, paroksetin), kaygı bozuklukları için birinci seçenek ilaçlardır. Tam etki 4-6 hafta içinde görülür. SNRI'lar (venlafaksin, duloksetin) yaygın anksiyete bozukluğu ve sosyal anksiyete için etkilidir. Benzodiazepinler hızlı etki gösterir ancak bağımlılık riski nedeniyle kısa süreli kullanılmalıdır.
Buspiron, bağımlılık yapmayan bir anksiyolitiktir. Beta-blokerler performans anksiyetesinde fiziksel belirtileri azaltabilir. İlaç tedavisi en az 6-12 ay sürdürülmeli, ani kesilmemelidir. En iyi sonuçlar, ilaç tedavisi ve psikoterapinin kombinasyonuyla elde edilir.
Kaygı ile Yaşamak: Öz-Yardım Stratejileri ve Yaşam Tarzı
Düzenli egzersiz doğal bir anksiyolitiktir; haftada 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz kaygı belirtilerini belirgin şekilde azaltır. Nefes egzersizleri (diyafram nefesi, 4-7-8 tekniği) anında sakinleştirici etki gösterir. Mindfulness ve meditasyon pratiği, günde 10-20 dakika beyin yapısını yeniden şekillendirir ve anksiyeteyi azaltır.
Uyku hijyeni kritiktir; düzenli uyku saatleri ve kaliteli uyku kaygıyı azaltır. Kafein ve alkol tüketimini azaltın; her ikisi de kaygıyı artırabilir. Dengeli beslenme, omega-3, magnezyum ve B vitaminleri açısından zengin bir diyet beyin sağlığını destekler. Sosyal destek, sevdiklerinizle bağlantıda kalmak koruyucudur. Unutmayın, kaygı yönetilebilir bir durumdur ve zamanla iyileşme mümkündür.
Kaynakça:
Bandelow, B., Michaelis, S., & Wedekind, D. (2017). Treatment of anxiety disorders. Dialogues in Clinical Neuroscience, 19(2), 93-107. https://doi.org/10.31887/DCNS.2017.19.2/bbandelow
Craske, M. G., & Stein, M. B. (2016). Anxiety. The Lancet, 388(10063), 3048-3059. https://doi.org/10.1016/S0140-6736(16)30381-6