Ayrık Beyin Sendromu
Ayrık Beyin Sendromu nedir, Ayrık beyin işleyişi ve sinir sistemi bağlantısı nasıldır
Ayrık Beyin Sendromu ve Sinir Sistemi bağlantısı
Sinir sistemini oluşturan hücrelere nöron adı verilmektedir. Sinir hücrelerinin yapılarında sentrozom organeli olmadığından, nöronlar bölünerek çoğalamazlar. Bu yüzden sinir hücrelerinin kendilerini yenileyemedikleri kesinleşmiştir. Nöron üç ana kısımdan oluşmaktadır. Bunlar; hücre gövdesi (soma), dentrit ve aksondur. Dentritler çok sayıda olan ve genelde kısa olan uzantılar olarak tanımlanır. Yapı olarak bir ağacı andırırlar. Bu uzantılar almaçlardan (resöpterlerden) ve diğer sinirlerden gelen uyartıyı alırlar. Farklı bir ifadeyle “dendrit”, sinir hücresinin gövdesinden saçak gibi dışarıya doğru dallanarak uzanan yapılardır. Ayrıca, hücrenin diğer hücrelerle iletişimini sağlamaktadır. Bir nöronda dendritler ne kadar uzun ve dallanmışsa iletişime geçebileceği hücre sayısı da o denli çok olmaktadır (Üngüren, E., 2015).
Aksonlar ise sinir hücrelerinin uzun bir dalıdır denilebilir. Aksonlar, sinir hücrelerindeki uyartıyı diğer sinir hücrelerine ya da organlara ileten uzantılardır. Aksonların temel görevi hücre gövdesinden gelen elektrik akımını ve kimyasal bilgiyi diğer nöronlara iletmektir. Diğer bir deyişle; dentritler alıcı, aksonlar ise ileticidir. Nöronlarda oluşan elektrik sinyalleri, aksonlar tarafından saniyede 100 metre hızla diğer hücrelere iletilmektedir (Üngüren, E., 2015).
Sinir gövdesinin uzantısı olan aksonlar, "miyelin" denen özel bir kılıfla çevrilidir. Bu kılıf, elektrik sinyallerinin doğru yere, iyi kalitede ve çok hızlı iletilmesini sağlamaktadır. Miyelini, elektrik tellerinin çevresini saran plastik koruyucu kılıfına benzetebiliriz. Miyelin oluşumu anne karnında başlar. Miyelinin %80- 90’ı anne karnında iken tamamlanır. Bu olaya miyelizasyon denmektedir. Miyelizasyon gerçekleşmezse çocuğun gelişiminin geri kalma olasılığı yüksektir. Örneğin çocuğun çevre ile ilişkisi, hareketleri, göz takibi geç gelişir. Bu duruma sıklıkla erken doğumda rastlanır. Bu çocukları doğumun ilk haftasından sonra özel rahabilitasyon programına almak gerekir (Üngüren, E., 2015).
Eğer ki nöronlar gerektiğinden daha az miyelin kılıf bulunduruyor ise veya hasar gördüyse sinirsel iletim sağlıklı bir şekilde gerçekleşmez. Duyularda azalma ya da felç gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu duruma demyelinizan, dismiyelinizan hastalıklar denir. Multiple skleroz, öğrenme güçlükleri gibi hastalıklar miyelin hasarı sonucu oluşan patojenik durumlardır (Üngüren, E., 2015).
Bir nörondaki akson ucuyla, başka bir nörondaki dendritin karşılaştığı bağlantı yeri sinaps olarak ifade edilir. Sinapsta, sinyali ileten akson ucu ve sinyali alan dendrit birbirine değmez. Sinyal, nörotransmiter denilen belirli kimyasalların açığa çıkmasıyla, bir nörondan başka bir nörona geçer. Beyinde nörotransmiterler ölürse beyin işlevini kaybeder, ölür. Nörotransmiterler hücre değildirler ve ölebilirler. Stres, nörotransmiterlerin ölümüne ve azalmasına yol açan en önemli nedendir. Alkol ve oksijensizlik hem bu kimyasal maddeleri, hem de beyin hücrelerini öldürebilir. Sinir sistemindeki bütün etkinlikler, nöronlardan doğan elektrik akımıyla sağlanır. Nöronlar arasındaki bilgi elektrik akımı olarak dolaşır. Sinir akımı denilen bu özel tipteki elektriksel olay metal bir iletkendeki elektrik akımına benzemektedir (Üngüren, E., 2015).
Beyin Yapısı Hakkında
Kimyasal olarak, beynin başlıca yapı maddesi proteindir. Beyin hücrelerinin sürekli olarak oksijen ve glikoza gereksinimleri vardır. Çünkü sinir faaliyetinin enerjisi glükozun (bir basit şeker) oksijenle yanmasından sağlanır. Beyin oksijensiz ya da glukozsuz kalırsa çalışamaz ve hücrelerinde hasar oluşur. Yani beyin, oksijensizliğe en duyarlı organdır. Toplamda insan vücudunun ağırlığının % 2’sini kapsayan beyin, kanın ve oksijenin % 20’sini kullanır. Beynin dakikada yarım litre kana ihtiyacı vardır. Beyine sürekli kan gelmek zorundadır. Eğer kan gelmezse bilinç hemen yok olur ve beş dakika içinde geri dönüşü olmayan hasar meydana gelir (Üngüren, E., 2015).
Vücuttaki birçok sistemin kontrolü temelde beyin tarafından sağlanmaktadır. Bir başka deyişle, beyin vücudun ana kumanda merkezidir. Beyin, devre dışı kalırsa, beyin ölümü durumunda; kas kontrolü yok olur, solunum durur ve tüm refleksler kaybolur. Buna ek olarak kısa süre içerisinde kalbin çalışması da durur. Yani, beynin ölmesi demek kişinin ölmesi demektir (Üngüren, E., 2015).
Sağ ve sol yarıküreler birbirine korpus kallosum (corpus callosum) adı verilen bir sinir ağı ile birbirine bağlanır ve iletişim halinde tutulur. Yani yoğun bir sinir ağı demetinden oluşan korpus kallosum ağ demeti, beynin sağ ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan bir köprü vazifesi görmektedir. Korpus kallosum kesildiğinde, bu iki kısım arasındaki haberleşme de kesilmektedir. Dolayısıyla aralarında hiçbir yönde bilgi alışverişi mümkün olmamaktadır (Üngüren, E., 2015).
Korpus kallosum hasarı sonucunda yabancı el sendromu oluşmaktadır. Korpus kallosum işlevini kaybettiğinde (iki yarıküre arasında gerekli olan iletişi sağlayamadığında) beyin bütünlüğünde bir kopma, bir kırılma oluşmakta yani iki yarım kürenin birbiriyle koordinasyonunu bozulmaktadır. Bunun sonucunda ise kişilik bütünlüğü kaybolmaktadır. Korpus kallosum hasarı sonucunda en sık görülen şey, iki yarım küreden birinin diğerine üstünlük sağlama savaşıdır. Beyin lobları, bu durumda yönetilen olmayı kabullenmiyor ve aralarında bir çatışma başlıyor. Bu çatışmanın dış dünyaya, kişinin günlük fonksiyonlarını bozucak şekilde yansımalar yaptığı bildirilmiştir. Yani kişi bir eliyle tuttuğunun yuvarlak mı, köşeli mi olduğunu anlayamıyor. Eşyanın tabiatı hakkında sağlıklı bilgi alamıyor. Daha ileri hallerde, ellerden biri tamamen kontrolden çıkıyor ve iradeyle hükmedilemez hale geliyor. Bu durumda beyinde meydana gelen hasar, insan bedeninin her bir yerinde tanımlanamaz, bilinemez, garip aykırılıklar, istem dışı hareketler, otomatik güdüler meydana getirmektedir. İnsanda algılama bozuklukları gün yüzüne çıkmakta, yön duygusu, his duygusu, gerçeklik duygusu kaybolmaktadır (Üngüren, E., 2015).
Ayrık Beyin ile İlgili Merak Edilenler
Literatür araştırmasına bakıldığında; ‘bilinç’ kelimesini açıklayacak olursak, ‘uyanıklık’ gibi kavramları temsil etmek üzere kullanıldığını görürüz. Bilinç, beynin kimyası ve yapısındaki değişiklikler şeklinde kendini gösterir. Davranışta olduğu gibi bilincin fizyolojik bir yapısının olduğu sunulabilir (Şahin, M., 2022).
Literatür taraması incelendiğinde tanımlanması gerektiği düşünülen kavramlar şöyle açıklanmaktadır:
Ayrık Beyin Operasyonu: Beynin yanında bir “pencere” açılır. Böylece beynin orta çizgisinde kesilen Korpus Kallosum görülür (Şahin, M., 2022).
Korpus Kallosum: Beynin bir yanındaki ilgili bölümleri diğer tarafıyla bağlayan sinir ağlarının büyük bir demetidir (Şahin, M., 2022).
Ayrık Beyin Operasyonu: Epilepsi oluşumunu tedavi etmek için bazen uygulanan beyin ameliyatı; cerrahın beynin iki yarımküresini bağlayan korpus kallosumu kesmesi olayıdır (Şahin, M., 2022).
Beyin Yarımküreleri: Beynin iki simetrik yarısı; beynin önemli bileşenleridir (Şahin, M., 2022).
Ayrık Beyinle Koku Alma: Bir nesnenin, ayrık beyinli bir kişi tarafından olfaktif uyarıma yanıtıyla belirlenmesidir (Şahin, M., 2022).
Cerrahi operasyon, ilaçlarla kontrol edilemeyen çok şiddetli epilepsili kişiler için kullanılan bir işlemdir. Bu kişilerde, beynin bir bölümündeki sinir hücreleri aşırı reaktif hale gelir. Aşırı reaktivite korpus kallosum denilen yapıyla beynin diğer tarafına transfer edilir. Korpus kallosum, beynin bir tarafındaki ilgili parçaları diğer tarafıyla bağlayan büyük sinir lifleri demetidir. Beynin her iki yarısı, o zaman yabanıl aktivitede kalır. Birbirini uyararak epileptik nöbet yaratılmasına sebep olmaktadır. Nöbetler, her gün birkaç kez oluşur. Kişinin normal hayatını sürdürmesini engeller. Nörocerrahlar, korpus kallosumu kestiklerinde (ayrık beyin operasyonu) epileptik nöbetleri büyük oranda azalttıklarını keşfetmişlerdir (Şahin, M., 2022).
Ayrık beyin operasyonunda, beynin önden arkaya ortadan yarılarak iki simetrik yarıya bölünür. Beynin sol yanında bir “pencere” açılmıştır; bu şekilde nörocerrahın özel bıçağıyla korpus kallosumu kestiği görülebilir (Şahin, M., 2022).
Sperry ve Gazzaniga ve arkadaşları, bu hastalar üzerinde yoğun olarak çalışmışlardır. Beynin en büyük parçası, vücudun zıt kısmından duyum bilgilerini alan, serebral yarımküre olarak adlandırılır. İki simetrik parçadan oluşur. Zıt bölgelerin hareketlerini kontrol ederler. Korpus callosum iki yarımkürenin bilgiyi paylaşmasını sağlar. Her bir kısım, öbür bölgenin ne aldığını veya ne yaptığını bilir. Ayrık beyin operasyonu meydana geldikten sonra, iki yarımküre birbirinden ayrılır. Bağımsız olarak çalışır. Duyu mekanizmaları, hafızası ve motor sistemleri bilgiyi daha fazla alıp veremez. Bu bağlantının kesilmesinin etkileri, olağan bir gözlemci için belirgin değildir. Sadece bir yarımküre –çoğu insanda sol- konuşmayı kontrol eder. Ayrık beyinli bir epileptik insanın sağ yarımküresi, sözel ifadeleri oldukça iyi anlamaya meyillidir. Ancak konuşmayı gerçekleştiremez (Şahin, M., 2022).
Sadece beynin bir kısmı deneyimleri hakkında konuşabilmektedir. Ayrık beyinli bir insanla konuşan kişiler, sadece bir yarımküre (sol yarımküre) ile iletişim kurmaktadırlar. Sağ yarımküre operasyonlarının belirlenmesi daha zorludur. Hastanın sol yarımküresi, sağ yarımkürenin bağımsız olduğu konusunda bilgilendirilmelidir. Bu hastaların söylediği şeylerden biri, ameliyat sonrasında sağ ellerinin “akıl dışı” davrandığını gördüklerine dikkat ettikleri olgusudur. Örneğin, hastalar büyük ilgiyle bir kitabı okurken bile, kendilerini sol ellerinde tuttukları bu kitabı aşağı koyarken bulabilirler. Bu tezat, sol eli kontrol eden sağ yarımkürenin okuyamaması ve bundan dolayı kitabı sıkıcı bulmasından kaynaklanmaktadır. Zaman zaman hastalar, istemedikleri halde, müstehcen davranışlar (sol elleriyle) yaparak kendilerini şaşırtırlar (Şahin, M., 2022).
Duyum bilgilerinin çapraz gösteriminde bir istisna koku alma sistemidir; yani, bir insan sol burun deliğiyle bir çiçek kokladığında, sadece sol beyin koku duyumunu almaktadır. Böylece, eğer ayrık beyinli bir hastanın sağ burun deliği kapalıysa hasta kokunun ne olduğunu bize söyleyebilecektir. Böyle olduğunu göstermek için hastadan sağ burun deliğiyle koklamasını ve sonrasında gizli bir bölmeden bazı objelere ulaşmasını istemekteyizdir. Eğer kokuyu tetkik eden yarımküre tarafından kontrol edilen sol elini kullanması istenir ise, hasta kokuya uygun objeyi –çiçek kokulu plastik çiçek, balık kokulu oyuncak balık, çam kokulu model ağaç ve dördüncü- seçecektir. Ancak, sağ elini kullanması istenir ise, sağ el kokuyu almayan sol yarımküre ile bağlantılı olduğundan hasta testte başarısız olacaktır (Şahin, M., 2022).
Korpus kallosum kelimesinin etkileri, bilginin sadece sol yarımkürede yer alan sözel iletişimden sorumlu beyin bölgesine ulaşabildiğinde olayın bilincine vardığımız sonucunu çıkarmaktadır. Bilgi, beynin bu bölgelerine ulaşmaz ise o zaman bu bilgi, bu mekanizmalarla birlikte yürüyen bilince ulaşamaz (Şahin, M., 2022).
Özetle bilgileri sunarsak: Beyin hasarı, sol yarımkürede konuşma mekanizmasından beyin fonksiyonlarının ayrılmasıyla ortaya çıkar. Aklın beynin bütün fonksiyonlarına doğrudan erişimi olmadığını açığa çıkarmaktadır (Şahin, M., 2022).
Belirli bir obje hakkında duyu bilgileri, ayrık beyin operasyonu geçirmiş kişinin sağ yarımküresine gönderildiğinde, kişi objenin farkına varmaz. Ancak sol elinin hareketleri ile objeyi aldığını belirtebilir. Bu durum, bilincin sol yarımkürenin sözel mekanizmasının işleyişini kapsadığını göstermektedir. Örnek olarak bu; “kendi kendimize konuşmamız” meselesi olabilir (Şahin, M., 2022).
Dikkat Eksikliği ve Corpus Callosum Bağıntısı
Korpus kallozum, korteksten köken alan uyaranları karşı taraf hemisfere bağlayarak beynin motor, duyusal ve kognitif performansını sağlamaktadır. Bu bölgede meydana gelen bir hasar kognitif beceriler, konuşma, ögrenme ve dürtü kontrol gibi beyin fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir (Şahpolat, M. ve diğ., 2013).
Korpus kallozum, korteksten köken alan uyaranları karşı taraf hemisfere bağlayarak beynin motor, duyusal ve kognitif performansını sağlamaktadır. Bu bölgede meydana gelen bir hasar, kognitif, menomenik, konuşma, ögrenilmiş hareketler ve dürtü kontrol gibi önemli beyin fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir (Şahpolat, M. ve diğ., 2013).
Korpus kallozum disgenezisi bulunan çocuklarda en sık gelişme geriliği, mental retardasyon, konvülziyon ve mikrosefali birlikteliği olmasına rağmen klinik tablo çeşitlilik gösterebilir. En yaygın görülen klinik tablo epileptik nöbetlerle birlikte mental retardasyondur. Araştırması yapılan birinci olguda corpus callozum agenezisi ile birlikte kolposefali ve interhemisferik kist ve ikinci olguda ek olarak kolposefali bulunmaktaydı. Her iki olgunun da klinik görünümünün epilepsi, EEG bozukluğu ve mental retardasyon olmaksızın DEHB kliniği ile uyumlu olması olguları farklı kılan bir özelliktir (Şahpolat, M. ve diğ., 2013).
Beyindeki yapısal anomalilerin varlığı, DEHB nin intrauterin dönemden başlayan nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu desteklediği gibi hastalığın klinik seyrinde ve yönetiminde yol gösterici olabileceğini (epilepsi ve mental retardasyon gibi diğer bozuklukların da akılda tutulması gerektiğini) düşündürmektedir (Şahpolat, M. ve diğ., 2013).
Şizofreni ve Corpus Callosum Bağıntısı
Adrenolökodistrofi (ALD), mukopolisakkaridoz (MPS), Marchiafava-Bignami hastalığı (MBH), iskemikhipoksik hastalık, demiyelizan hastalıklar (Multipl sklerozis (MS), Akut disemine ensefalomiyelit gibi), Alzheimer, Epilepsi, Demans, Otizm ve şizofreni vb. edimsel hastalıklar da korpus kallosuma farklı derecelerde etki gösterir. Beynin en büyük birleştirici ve bağlayıcı yapısı olan korpus kallosum, serebral hemisferler arasındaki bilgi aktarımını sağlayan 190 milyondan fazla akson barındırmaktadır (Türkoğlu, F. N., 2019).
Korpus kallosumun anatomik özelliğinin miyelin yapısından zengin olması onun fonksiyonuyla ilgili de önemli ipuçları sağlar. Anatomik yapı özellikleri konumuyla birlikte iletim fonksiyonunda da etkili olduğunu göstermektedir. Korpus kallosum’un primer fonksiyonu beyinde hemisferlerin eş alanları arasında bağlantılar kurarak bilgi alışverişini ve koordinasyonunu gerçekleştirmektir. Korpus kallosum, hemisferlerin kortekslerinin bağlantılarını arttırır. B u sırada beynin plastisite özelliğini aktive eder. Bu görevi özellikle post natal 3 yıl içinde önemlidir. Hemisferlerin koordinasyonunu sağlamaktadır (Şahpolat, M. ve diğ., 2013).
Şizofreni hastalarında yapılan çalışmalarda, özellikle prefrontal korteks oluşumunun göç sırasında sorun olduğu; kortekse ulaşamayan nöronların, daha derin katmanlarda biriktiği ya da komşu nöronlarla ilişki kuramadığı, yeterli olmayan bağlantılar kurulduğu söylenmiştir. Şizofrenili bireylerde, ektopik gri cevher dokusunun yüksek oranlarda tespit edilmesi de bunu destekler niteliktedir. Hipokampüste bulunan nöronlarda, dezorganizasyon varlığı ile korteksin derin katmanlarında fazla miktarda piramidal hücre olduğu gösterilmiştir (Şahpolat, M. ve diğ., 2013).
Sonuç: Corpus callosum diye de geçmekte olan ayrık beyinin, çeşitli işlevsel ve zihinsel bozukluklara neden olduğu ortaya çıkmıştır.
Kaynakça:
dergipark.org.tr/else
Üngüren, E. (2015). Beynin Nöroanatomik ve Nörokimyasal Yapısının Kişilik ve Davranış Üzerindeki Etkisi. Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi, 7(1), 193-219.
Nur Türkoğlu, F. (2019). Şizofreni Spektrum Bozukluğu Hastalarında Corpus Callosum Anatomisinin İncelenmesi [Yüksek Lisans Tezi]. Selçuk Üniversitesi.
Şahpolat, M., Çelik, G., Avcı, A. ve Tahiroğlu, A. (2013). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ile Prezente Olan Corpus Callosum Agenezisi: İki Olgu Bildirimi. Çukurova Medical Journal 38(4), 759-764.
Şahin, M. (Ed.). (2022). Fizyolojik Psikoloji (8). Nobel Akademik Yayıncılık.