Psikolojik Etmenlerin Cinsel İstek Üzerindenki Etkileri
Stres, kaygı, depresyon ve travmanın cinsel istek üzerindeki etkilerini keşfedin; psikolojik faktörlerin libido ile ilişkisini öğrenin
CİNSEL İSTEĞİN AZALMASI: STRES, DEPRESYON VE KAYGININ LİBİDO ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Cinsel istek, kişinin yalnızca biyolojik bir dürtüsü değildir. Kişinin ruh hali, geçmiş deneyimleri, ilişkisel dinamikleri ve sosyal çevresinin birbirleriyle etkileşime girmesiyle şekillenen karmaşık bir süreçtir. Bu süreç; stres, depresyon, kaygı ve travma gibi psikolojik etkenlerden etkilenebilir. Bu durum da kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan etkilendiği zaman cinsel isteğinin azalmasına yol açabilir. Çoğu zaman bir ilişkinin ya da kişinin kimliğinin merkezinde ‘cinsel istek’ olduğu düşünüldüğü için de kişi kendisini yetersiz hissedebilir, ilişkilerinde yanlış anlaşılabilir. Böylelikle kişi, zamanla üzerinde psikolojik ek bir baskı hissedebilir.
Bu yazımda, cinsel isteği baskılayan psikolojik etkenleri derinlemesine ele alacağız ve bu durumun altında yatan mekanizmaları anlamaya çalışacağız.
STRESİN CİNSEL İSTEK ÜZERİNDEKİ BASKILAYICI ETKİSİ VE İLİŞKİLERDE YARATABİLECEĞİ UZAKLAŞTIRICI SONUÇLAR
Vücudun hayatta kalma önceliğini aktif hale getiren biyolojik etkiye stres denir. Kişi stresli olduğunda, kişinin kortizol hormonu yükselir. Bunun sonucu olarak da vücut kaynaklarını üreme gibi ikincil işlevlerden çekerek kaslar, kalp, beyin ve akciğer gibi hayati organlara yöneltir. Bu yönlendirme, kısa vadede doğal bir savunma mekanizması olarak gözükse de uzun vadede stres kronik hale gelir. Kronik hale gelen stres, cinsel istekte ciddi azalmalara yol açabilir. İş ve özel hayattaki stres, maddi sorunlar, aile içi çatışmalar veya sağlık problemleri kişinin zihnini sürekli meşgul eder; böylece zihinsel olarak cinselliğe yer kalmaz.
Kortizol hormon seviyelerinin dengelenmes,, libidoyu yeniden canlandırmak için önemlidir. Düzenli egzersiz, nefes çalışmaları ve bilinçsel farkındalık egzersizleri (mindfulness) önerilir.
DEPRESYONUN LİBİDOYU ZAYIFLATAN GÖLGELERİ: RUHSAL ÇÖKÜŞÜN CİNSEL YAŞAM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Depresyon; kişinin enerji seviyesini, motivasyonunu ve hayattan aldığı keyfi azaltan derin bir ruhsal durumdur. Beyinde dopamin ve serotonin gibi mutlulukla ilişkili nörotransmiterlerin seviyesindeki düşüklük, kişinin haz alma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle depresyondaki birey, yalnızca günlük yaşam aktivitelerine değil, aynı zamanda cinsel yaşama karşı da belirgin bir isteksizlik duyar. Kişi; kendini değersiz hissettiğinde, yetersizlik düşünceleri olduğunda ve bedenden kopma hissiyatı yaşadığında partneriyle fiziksel yakınlık kurmada zorluk yaşar. Bu durum çift ilişkilerinde yanlış anlaşılmalara, uzaklaşmaya veya suçluluk duygusuna yol açabilir. Ayrıca, depresyonda olan kişinin kullandığı bazı antidepresan ilaçlar yan etki olarak libidoda düşüşe sebep olabilmektedir. Dolayısıyla depresyonun tedavisinde yalnızca ilaç kullanımı değil, psikoterapi desteğiyle ruhsal iyileşmeyi desteklemek oldukça önemlidir. Psikiyatri ve psikoterapinin birlikte yürütüldüğü tedavi süreci hem depresyon belirtilerinin hafiflemesine hem de cinsel isteğin yeniden canlanmasına katkı sağlar.
KAYGININ YATAK ODASINDAKİ SESSİZ SABOTAJI: PERFORMANS ENDİŞESİNDEN YAKINLIK KAYGISINA
Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerde zihinsel süreç, sürekli olarak “tehdit taraması” şeklinde ilerler. Bu durum yalnızca gündelik yaşamı değil, cinsel ilişkiyi de doğrudan etkiler. Kaygı bozukluğu yaşayan kişiler, cinsel yakınlık sırasında performanslarına dair aşırı düşüncelere kapılır: “Partnerimi mutlu edebilecek miyim?”, “Ya başarısız olursam?”, “Bedenim yeterince çekici mi?” veya “Ya erken orgazm olursam?” gibi düşünceler, kişinin anda kalmasını engeller. Performans kaygısı olarak adlandırılan bu durumun sonucunda ereksiyon sorunları, uyarılma güçlükleri veya orgazm olamama gibi cinsel işlevsel bozuklukları ortaya çıkabilir.Bu da cinsel isteğin giderek azalmasına yol açar. Ayrıca kaygı bozukluğu olan kişiler, cinselliği keyifli bir deneyim olarak görmek yerine potansiyel bir başarısızlık alanı olarak görürler.
Kişinin cinsel ilişkilerinde daha özgüvenli olmasını sağlamak amacıyla Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı kullanılır. Bu yaklaşımda, performans kaygısını besleyen olumsuz düşünce kalıplarını hedef alarak kişiye yeni bir bakış açısı kazandırılır. Kaygının azalmasıyla birlikte kişi kendini daha özgür ve rahat hisseder, böylece cinsel isteği de doğal olarak yeniden canlanır.
TRAVMANIN CİNSELLİKTE YARATTIĞI DERİN İZLER VE BEDENSEL YAKINLIKTA ORTAYA ÇIKAN ZORLUKLAR
Cinsel istismar, taciz veya duygusal şiddet gibi travmatik yaşantılar, kişinin hem beden algısını etkiler hem de güven duygusunu derinden sarsar. Travma sonrasında beyin, cinsel uyaranları birer “tehdit” olarak algılayabilir. Bu nedenle kişi, travma sonrasındaki cinsel yaşamında çoğunlukla kaçınma, bedensel temas sırasında donakalma veya panik atak gibi tepkiler verebilmektedir. Cinselliğin keyif ve bağ kurma alanı olmaktan çıkıp tetikleyici bir deneyim haline gelmesi, libidoda belirgin bir düşüşe yol açar. Bu süreç, yalnızca bireysel değil ilişkisel düzeyde de zorluklar yaratır çünkü partnerle güven temelli bir bağ kurmak güçleşir.
Bu tetikleyicilerin duygusal yükünü azaltmak için EMDR, travma odaklı BDT ve beden odaklı travmaya yönelik terapi gibi yaklaşımlar kullanır. Güvenli bir terapötik ilişki içinde bu yaralar onarıldığında kişi hem bedeniyle hem de partneriyle yeniden sağlıklı bir bağ kurabilir. Bu da cinsel isteğin geri kazanılmasını mümkün kılar.
Kaynakça:
Bancroft, J., Graham, C., Janssen, E., & Sanders, S. A. (2003). The dual control model: Current status and future directions. Journal of Sex Research, 40(2), 121-132.
Basson, R. (2000). The female sexual response: A different model. Journal of Sex & Marital Therapy, 26(1), 51-65.
Briere, J., & Elliott, D. M. (1994). Immediate and long-term impacts of child sexual abuse. The Future of Children, 4(2), 54-69.
Cash, T. F., & Pruzinsky, T. (2002). Body image: A handbook of theory, research, and clinical practice. Guilford Press.
Clayton, A. H., Keller, A., & McGarvey, E. L. (2002). Burden of phase-specific sexual dysfunction with SSRIs. Journal of Affective Disorders, 71(1-3), 27-32.
Davison, T. E., & McCabe, M. P. (2005). Relationships between men’s and women’s body image and their sexual relations. Archives of Sexual Behavior, 34(4), 463-476.
Hamilton, L. D., & Meston, C. M. (2013). Chronic stress and sexual function in women. Journal of Sexual Medicine, 10(10), 2443-2454.
Hofmann, S. G., Asnaani, A., Vonk, I. J., Sawyer, A. T., & Fang, A. (2012). The efficacy of cognitive behavioral therapy: A review of meta-analyses. Cognitive Therapy and Research, 36(5), 427-440.
Levine, S. B. (2003). The nature of sexual desire: A clinician’s perspective. Archives of Sexual Behavior, 32(3), 279-285.
Nutt, D. (2008). Relationship of neurotransmitters to the symptoms of major depressive disorder. Journal of Clinical Psychiatry, 69(Suppl E1), 4-7.
Rowland, D. L., Cooper, S. E., & Slob, A. K. (2005). Anxiety and sexual dysfunction. Journal of Sexual Medicine, 2(6), 785-794.
Sapolsky, R. M. (2004). Why zebras don’t get ulcers. Holt Paperbacks.
Shapiro, F. (2017). Eye movement desensitization and reprocessing (EMDR) therapy. Guilford Press.
Van der Kolk, B. A. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. Viking.