Ya Olursa: Zihninin Sessizce Büyüttüğü Fırtına
Kaygının zihinsel ve fiziksel etkilerini, neden yoğunlaştığını ve bu deneyimi anlamlandırmaya yardımcı olacak temel psikolojik bilgileri ele alıyoruz.
Bedensel Alarm Sisteminin Sürekli Açık Kalması
Anksiyete aslında bedenin “tehlike var” sinyali vermesidir. Problem, tehlike ortadan kalktıktan sonra da alarmın kapanmamasıdır. Uzun süre stres altında kalan kişilerde sinir sistemi yüksek uyarılma düzeyine alışır ve zamanla bu bir “varsayılan mod” haline gelir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı veya uyuşma gibi belirtiler, gerçek bir tehlike olmasa bile tetiklenebilir. Bu durum kişiyi hem bedensel olarak yorar hem de zihinsel olarak sürekli tetikte hissettirir. Böylece anksiyete tek seferlik bir duygu olmaktan çıkar, günlük hayatın içine yerleşir.
Düşünce Döngülerinin Kontrolü Ele Geçirmesi
Anksiyete yaşayan kişilerin sıkça yaşadığı şey, düşüncelerin kendi kendine büyümesi ve “ya şöyle olursa” senaryolarının kontrolü ele almasıdır. Zihin, belirsizlikten hoşlanmadığı için sürekli en kötü ihtimaller üzerinde durur. Bu döngü sürdükçe kişi hem yaşamadığı olaylar için yorulur hem de gerçek risklerle hayali riskleri ayırt etmekte zorlanır. Zihnin bu otomatik çalışma biçimi, anksiyetenin kendi kendini beslemesine neden olur. Düşünceler sakinleşmediğinde beden de sakinleşmez ve kaygı hissi sürekli canlı kalır.
İç Sesin Sertleşmesi ve Kişisel Yükün Artması
Anksiyetenin en az konuşulan ama en etkili tarafı iç sestir. Kişi kendine ne kadar sert davranıyorsa, kaygı da o kadar artar. “Yetersizsin”, “bunu da başaramadın”, “neden böyle hissediyorsun ki” gibi cümleler kişiyi tehdit altında hissettirir. Beyin bu sözleri gerçek bir tehlikeymiş gibi algılar ve stres hormonlarını artırır. İç sesin eleştirel tonu zamanla kişinin kendine olan güvenini zedeler, duygusal dayanıklılığını azaltır ve kaygıyı daha yoğun hale getirir. Bu iç çatışma anksiyeteyi sürdürmenin en güçlü mekanizmalarından biridir.
Duyguları Bastırma Alışkanlığının Yarattığı İçsel Baskı
Birçok kişi olumsuz duyguları yaşamak istemediği için bastırmayı tercih eder. Ancak bastırılan hiçbir duygu yok olmaz; beden bu bilgiyi tutar ve fırsat bulduğunda geri ortaya çıkarır. Üzüntü, öfke, kırgınlık veya hayal kırıklığı sağlıklı şekilde ifade edilmediğinde, içeride birikmeye başlar. Bu birikim hem psikolojik hem fizyolojik bir baskı oluşturur. Bastırılan duygular gün içinde tetikleyicilerle birlikte yeniden yükselir ve anksiyetenin kronikleşmesine yol açar. Kişi bu duyguların kaynağını bulmakta zorlandığı için kaygı daha karmaşık bir hale gelir.
Yalnız Başa Çıkma Çabasının Zorlukları
Anksiyete çoğu zaman “tek başına halledilmesi gereken bir şey” gibi algılanır. Bu inanış, kişiyi hem duygularıyla yalnız bırakır hem de destek alma ihtiyacını gölgeleyebilir. Oysa anksiyete, ilişkisel bir bağlamda çok daha hızlı çözülebilen bir süreçtir. Kişi kendi başına mücadele etmeye çalıştığında düşünceler daha çok büyür, duygular daha yoğun hissedilir ve bedensel belirtiler daha sık ortaya çıkar. Bir uzmanın rehberliği, hem duyguların anlaşılmasını hem de kaygıyı besleyen döngülerin fark edilmesini kolaylaştırır. Böylece kişi yalnız olmadığını hisseder ve kaygının şiddeti giderek azalır.
Kaynakça:
2. Barlow, D. H. (2002). Anxiety and Its Disorders.
3. Clark, D. & Beck, A. (2010). Cognitive Theory and Therapy of Anxiety.