Disosiyasyon: Her Zaman Kopmak Mıdır, Yoksa Bir Savunma Mı
Disosiyasyonun ne olduğu, travmayla ilişkisi ve terapide nasıl ele alındığına dair bilimsel temelli, anlaşılır bir rehber.
Disosiyasyon Nedir, Ne Değildir
Disosiyasyon, kişinin bilinç, algı, duygu, bellek veya benlik algısında geçici ya da süreğen kopukluklar yaşaması olarak tanımlanır. Bu durum çoğu zaman “gerçeklikten kopma” şeklinde yanlış anlaşılır. Oysa disosiyasyon her zaman patolojik bir tabloya işaret etmez. Günlük hayatta dalıp gitmek, otomatik pilotta araba kullanmak ya da yoğun bir anı sırasında çevreyi fark edememek hafif disosiyatif yaşantılara örnektir.
Disosiyasyon; psikoz değildir, kişilik bölünmesi anlamına gelmez ve her zaman bilinç kaybı içermez. Temel işlevi, bireyin baş edemediği yoğun duygusal yükten kendini geçici olarak korumasıdır. Bu nedenle disosiyasyonu yalnızca bir “bozukluk” olarak değil, bağlama göre değişen bir psikolojik süreç olarak ele almak önemlidir.
Günlük Hayatta Sık Görülen Disosiyatif Yaşantılar
Disosiyatif yaşantılar sanılandan çok daha yaygındır ve çoğu birey hayatının bir döneminde bu deneyimleri yaşar. Örneğin; bir konuşmanın ortasında zihnin aniden boşalması, zamanın nasıl geçtiğini fark edememek, yoğun stres anlarında bedeni uzaktan izliyormuş gibi hissetmek ya da duygusal olarak “donmuş” hissetmek bu kapsamdadır. Bu tür deneyimler genellikle geçicidir ve kişinin işlevselliğini ciddi şekilde bozmaz. Ancak stresin kronikleştiği, duyguların bastırıldığı ya da kişinin kendini sürekli tehdit altında hissettiği durumlarda disosiyatif tepkiler daha sık ve yoğun hale gelebilir. Bu noktada disosiyasyon, bireyin iç dünyasında bir denge kurma çabası olarak ortaya çıkar.
Travma ve Disosiyasyon İlişkisi
Travma, disosiyasyonun gelişiminde merkezi bir role sahiptir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan ihmal, istismar, duygusal tutarsızlık ya da kronik güvensizlik ortamları, disosiyatif başa çıkma biçimlerinin yerleşmesine zemin hazırlar. Travmatik yaşantılar sırasında kaçma ya da savaşma mümkün olmadığında zihin “koparak” hayatta kalmaya çalışır. Bu kopuş, bireyin o anki duygusal acıyı tolere etmesini sağlar. Ancak travma sonrası yeterli duygusal düzenleme becerileri gelişmediğinde, disosiyasyon ilerleyen yaşamda da stresle baş etmenin temel yolu haline gelebilir. Bu durum, benlik sürekliliğinde zorlanmalara ve ilişkisel sorunlara yol açabilir.
Disosiyasyon Bir Savunma mı, Bir Risk mi
Disosiyasyon temelde bir savunma mekanizmasıdır. Kısa vadede bireyi yoğun kaygıdan, çaresizlikten ve duygusal taşkınlıktan korur. Bu yönüyle işlevseldir. Ancak savunma mekanizması olarak aşırı ve katı biçimde kullanıldığında riskli hale gelir. Kişi duygularıyla temas etmekte zorlanabilir, bedensel ve duygusal farkındalığı azalabilir ve ilişkilerde kopukluklar yaşayabilir. Özellikle travma öyküsü olan bireylerde disosiyasyon, duygusal düzenleme güçlüğüyle birleştiğinde depresyon, kaygı bozuklukları ve kimlik karmaşası gibi sorunlarla birlikte görülebilir. Bu nedenle disosiyasyonun ne zaman koruyucu, ne zaman sınırlayıcı hale geldiğini ayırt etmek klinik açıdan önemlidir.
Terapide Disosiyatif Yaşantılarla Nasıl Çalışılır
Terapide disosiyatif yaşantılarla çalışmanın temel hedefi, bu tepkileri ortadan kaldırmak değil; bireyin duygularını daha güvenli ve tolere edilebilir yollarla düzenleyebilmesini sağlamaktır. Öncelikle danışanın disosiyasyonu tanıması ve yargılamadan anlamlandırması hedeflenir. Bedensel farkındalık çalışmaları, duygu düzenleme becerileri ve güvenli alan oluşturma teknikleri bu süreçte sıklıkla kullanılır. Travma odaklı terapilerde ise kişinin travmatik anılarla baş edebilecek yeterli içsel kaynakları geliştirmesi beklenir. Disosiyasyon, terapötik ilişkide dikkatle ele alındığında; danışanın kendisiyle daha bütünlüklü bir bağ kurmasına yardımcı olabilir.
Kaynakça:
Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking.
Putnam, F. W. (1997). Dissociation in Children and Adolescents. Guilford Press.
Şar, V. (2017). Disosiyatif Bozukluklar ve Travma. Türkiye Klinikleri Psikiyatri.